kimsesizlik,hangi mevsim kaç ölüm kayıtı altında evirildi, bilir misin?Hiç yasaksız geçilmedi nehirler bilirim;Bilmediğimiz başka dillerin ezberinde kaybolsak ta uzak denizler kadar;bağırmanın adresi kayıp, dili ise hep sessiz bir ihbardı...
En eski çağlardan beri Tanrılar yokluk nedir bilir mi sence ?
Kimindir ay; Güneş hangi tanrının cılız kalmış bedenini emzirir.Hangi hırsız ateşler çalar ayın üşüyen hilaline ;Yada hani yıldızlar,neden ay'sız kalmış Fırat ve Diclenin çocukları, neden denizlerin tanrısı Enki susuz kalmış bilir misin ?
Oysa hiç bir tanrı öldüremez seni bil artık ! Bütün tanrılar ölür bilirim, zulüm ise acılar kadar çırılçıplak durur karşımızda
;Her çağı koynuna almış arsız bir oğlan kadar soysuzdur zulmeden...
Bir devir kazan dibi edilir siyahın en koyusuyla ve devriyeler geçer resmi bir anonsla caddelerden.Her yer çıkmaz bir sokaktır artık,yasaktır kitaplar ve gocuklar,içinde özgürlük mavisi geçen şarkılar... Bir yerlerde idamlık bir ağaç kovuğuna gizlenir sincaplar.Sehpalar kurulur sabaha; Ve cellatlar uyur daha akşam olmadan, cellatlar uyanır bir şafak vakti. Ve atılır iplere düğümler,çekilir gökyüzüne 'günah' lar.Asılır esmer bir şairin çocukluğu,bir şiirin katline yakılır ağıtlar...
Her katliam arifesinde çalınırdı kapılarımız. 'Enel Hak' derdi Hallac-ı Mansur.O Divan-ı Aşkın mahkumuydu, İlk önce sözü varırdı secdeye, Dili hükmüne aranan eşgalin benzeriydi ve kanlı bir ölüm hükmüydü konuşmak...
''Ben de şu dünyaya geldim giderim,
Kalsın benim davam divana kalsın'' derdi Pir Sultanlar; Yine
''Hakkımızda Devlet Etmiş Fermanı
Ferman Padişahın Dağlar Bizimdi'' Dadaloğluyla!
Demirci kawa'nın yaktığı ateşle yaktık newroz ateşlerini ;
Ateş çemberlerinde kaldık,burasıy dı cehennem,biliyorduk cennet buradaydı ! Ya doğmamıştık daha,yada çocuktu ölümün yaşı bizde.Tek bir sözcük bile değmeden yedi telli sazımıza,yangınlar çoğalttı bizi,türkülerimizi...Yanık izleriyle doğmaktan korktuk belki de ve vazgeçtik kimi zaman yaşamaktan ama yinede bir daha eksilmemek adına çoğaldık hep ...
Devrim Gür...