Devrim'ce

Şiir; İnsana ve hayata dair söylenmiş, Ertelenmis tüm sözlerin söylenmemiş hali, dizesi, yorumu ve tanımıdır belkide.

9 Ocak 2010 Cumartesi

Olurya sağ çıkamazsa kalbim bu kavgadan;bilki sana ve dostlarıma bıraktım şiirlerimi.Bir daha şiir yazamıyacak olsamda;hani yeniden yağmur yağmıyacak diyemiyorum sana ama artık ıslanamıyacağım mesala. İşte o vakit ''Bu nasıl bir hançer,bu nasıl bir kanama ey kalbim , Ne celladı var bu infazın nede ezanı,biri bu kanı durdursun,yada öldürsün beni...''diyeceksin. İstediğin kadar bağır,seni en çok bu yağmur ve birde ölü o şair duyabilir sadece...
Aldırma yinede sen sokak lambalarına,bakma öyle göz göz düşen yaşlara,ayağa kalktığında diner elbet bu yağmur ve unutulur güneş doğarken ıslak bıraktığın herşey... devrim

2 Ocak 2010 Cumartesi

Yeni Yıl

Bu nasıl bir devinim,bu nasıl bir hareketlilik !
Kim nerde,kimin sessizliği gibi esmekte bu kara rüzgar.Kimin bu dinmeyen kıskançlık?
Hiç kimse hiç biryerde sanki... Yeni eskinin kendi hali,eski ise kendi bu halinden çok daha öncesi gibi...

Her neyse. Sen yoksun ,o yok,siz yoksunuz! Kim var peki ? Ben ve bir kaç kişi...!
Uzakta olanların hasretinden kuduruyor içimiz eyvallah! Kuduz köpekler gibiyiz.peki ya yakınımızdaki uzaklık ?...
Sol yanım ağırmı ağır, hiçte bilmem ki, neye işaret bu...
Sahi bu uzaklığı düşürenler,önüm arkam,sağım solum saklanmıyan sobe dediklerimiz, hani nerdeler...

Her yıl yeniden yaşarım bu duyguları,her yıl dediğime bakmayın.Eski 'nin bu halini yeni saymadığım için böyleyimdir.

öfkemden Ne ayetler kalır,nede işlenmemiş cinayetler...
Ha, aldanmayın sakın ölüm dediğime.Yaşamayı en eski haliyle yeniden kurarım ben.En kirli halime rağmen , yeniden doğmuş bir bebek kadar temiz kalır içimdeki adam . Bundan alışığım hergün yaşamak için kendimle ölmeye .Her gün zefir zefir esip,kendimi dar'a çekmeye... Kızmam,ama hiç kızmam kimseye.Bu ölüm benim ölümüm,yaşamak hepimiz için bir gün bile fazla zahmetliyken,hergün katlanırım ben o zahmeti çekmeye.

Bir gün varım,bir gün yokum kısacası.Yani hem küfrederim kendime,hemde kankırmızı bir nar'a durur yüzümün siyahı.

İşte, ne kendimden vazgeçerim herşey eskidi ve eksildi diye,nede vazgeçenin yenisini eski sayarım tek başına.

Yenilik ise en 'güzel' olanı bulmak ve yaşamaktır benim için.En 'çirkin' halinle güzelleşebilmek adına hergün ölebilmek,yeniden doğup,insanca sevebilmektir.
Arınmanın ,sormanın ve sorgulamanın,hesap vermenin,köhnemişi yıkıp güzeli inşa etmenin başlangıcıdır.yoksa takvim sayfalarındaki 'sararmış o bir günü' daha fazla uzatmanın vede adına yeni demenin hiç bir anlamı yok benim için.

Değişim ve dönüşüm daha insanca bir yaşam adına başlıyorsa,değişen ve dönüşen herşeyin,zamanın sizlere yenilikler ve güzellikler getirmesini,sevdiklerinizle bunu yaşamanızı umut ediyorum.Hepinize iyi seneler...
Devrim...

18 Aralık 2009 Cuma

Bu Zulüm Bitermi Sandın !

Ölüm kaç kişilik bir sorguydu ? Bütün iklimler hangi kayıpların kimsesiydi, kaç sorgu dehlizinden geçti kimsesizlik,hangi mevsim kaç ölüm kayıtı altında evirildi, bilir misin?
Hiç yasaksız geçilmedi nehirler bilirim;Bilmediğimiz başka dillerin ezberinde kaybolsak ta uzak denizler kadar;bağırmanın adresi kayıp, dili ise hep sessiz bir ihbardı...
En eski çağlardan beri Tanrılar yokluk nedir bilir mi sence ?
Kimindir ay; Güneş hangi tanrının cılız kalmış bedenini emzirir.Hangi hırsız ateşler çalar ayın üşüyen hilaline ;Yada hani yıldızlar,neden ay'sız kalmış Fırat ve Diclenin çocukları, neden denizlerin tanrısı Enki susuz kalmış bilir misin ?
Oysa hiç bir tanrı öldüremez seni bil artık ! Bütün tanrılar ölür bilirim, zulüm ise acılar kadar çırılçıplak durur karşımızda
;Her çağı koynuna almış arsız bir oğlan kadar soysuzdur zulmeden...
Bir devir kazan dibi edilir siyahın en koyusuyla ve devriyeler geçer resmi bir anonsla caddelerden.Her yer çıkmaz bir sokaktır artık,yasaktır kitaplar ve gocuklar,içinde özgürlük mavisi geçen şarkılar... Bir yerlerde idamlık bir ağaç kovuğuna gizlenir sincaplar.Sehpalar kurulur sabaha; Ve cellatlar uyur daha akşam olmadan, cellatlar uyanır bir şafak vakti. Ve atılır iplere düğümler,çekilir gökyüzüne 'günah' lar.Asılır esmer bir şairin çocukluğu,bir şiirin katline yakılır ağıtlar...

Her katliam arifesinde çalınırdı kapılarımız. 'Enel Hak' derdi Hallac-ı Mansur.O Divan-ı Aşkın mahkumuydu, İlk önce sözü varırdı secdeye, Dili hükmüne aranan eşgalin benzeriydi ve kanlı bir ölüm hükmüydü konuşmak...
''Ben de şu dünyaya geldim giderim,
Kalsın benim davam divana kalsın'' derdi Pir Sultanlar; Yine
''Hakkımızda Devlet Etmiş Fermanı
Ferman Padişahın Dağlar Bizimdi'' Dadaloğluyla!

Demirci kawa'nın yaktığı ateşle yaktık newroz ateşlerini ;
Ateş çemberlerinde kaldık,burasıy dı cehennem,biliyorduk cennet buradaydı ! Ya doğmamıştık daha,yada çocuktu ölümün yaşı bizde.Tek bir sözcük bile değmeden yedi telli sazımıza,yangınlar çoğalttı bizi,türkülerimizi...Yanık izleriyle doğmaktan korktuk belki de ve vazgeçtik kimi zaman yaşamaktan ama yinede bir daha eksilmemek adına çoğaldık hep ...
Devrim Gür...